Kayıtlar

Bugün günlerden Orhan Kemal

Resim
Bugün günlerden Orhan Kemal’di. Ne zaman yabancı bir şehre gitmeye karar versem, önce o şehirde peşine düşeceğim bir yazar ya da şair arıyorum. Ancak kendi şehirlerimizi gezerken bunu genelde göz ardı ediyorum. Büyük bir eksiklik.   Evden sabah çıktım ve ilk işim Kadıköy’de Akmar Pasajına uğrayıp bir Orhan Kemal romanı almak oldu. Rafta dizi dizi duran kitaplardan “Gurbet Kuşları” dikkatimi çekti. Orhan Kemal’in 1962’de yazdığı roman 1964 yılında aynı isimle sinemaya aktarılmış. Mutlaka, tamamını olmasa bir kısmını bölük pörçük seyretmişsinizdir. Kadıköy-Karaköy vapuruna oturdum ve hemen kitabın ilk sayfasını açtım. Roman şu paragrafla başlıyordu. “ Taa Kurtalan’dan kalkıp, yolu üzerindeki irili ufaklı istasyonlardan topladığı çeşitli yolcularla tıka basa dolu “Kuşluk treni” Haydarpaşa Garı’na çığlık çığlığa girdi. Ağırlaştı. Sonra da ıslak fışıltılarla rayların üzerine upuzun serildi kaldı.” Vapurun penceresinden karşımda kırık dökük de olsa...

Yol Ayrımındaki Martı

Resim
Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin Can Yücel Martı denilince aklıma epeyce bir martı tanıdığım gelir. Martı arkadaşlarımın en eskisi martı Jonathan Livingston. Sonra bir göl kıyısında Sorin çiftliğinde yaşayan, dostum Çehov’un bana tanıştırdığı Rus martı arkadaşlarım. Çokça da kendilerinin martı olduğunu bilmeyen martı dostlarım ki, en sonuncusu ile bugün “Yol Ayrımı” filminde tanıştım, Mazhar Kozanlı. Her gün o kadar çok martı hikâyesi ortaya çıkıyor ki, bugünlerde insanlarla tanışacak olan “Martıların efendisi” ile henüz karşılaşmadım. Her sabah ve akşam evimin terasından gün batımında ve gün doğumunda ufuktaki kızıllığa doğru uçan martıları görüyorum. Bir İstanbullu olarak biliyorum ki, martıların hepsi bunlar değil. İstanbul çöplüklerini ya da vapur kovalamayı bırakamayan martılar yok bunların içinde. Geçtiğimiz Cuma akşamı, Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde oturan, Çehovlardan martı dostlarımı ziyaret ettim. Yıllarca  öncesinden tanışıyoruz, hatta Moskova’d...

Hayatımdan Kırıntılar

Üç yıllık aradan sonra eve dönünce, zaten içimde olan eski şeyleri karıştırma merakı iyice depreşti; Bir de buna neyim var neyim yok her şeyi yüklediğim taşınabilir harici belleğimin çökmesi ve geçmişsiz kalışım eklenince kıyı bucak ne varsa ortaya döktüm. Eskiden ne güzel her şeyi saklıyormuşuz, öyle kayıt aletlerinde değil, bildiğimiz eski kutularda, çoğunlukla da dayanıklı ayakkabı kutularında. Kutuları açtıkça ortaya neler döküldü neler; çoğunluğu elbette eski fotoğraflar oluşturuyordu. Sonra tiyatro biletleri, zaman zaman umut bağlanılan milli piyango biletleri, tebrik kartları, acı, tatlı anları bir yük gibi omuzunda taşıyan mektuplar. O kutuların olmazsa olmazları eski madeni ve kâğıt paralar, eskilerin vazgeçilmezi mektup pulları, neler ve dahi neler. Neyse ki tarayıp yükledikten sonra asıllarını atmamışım. Tabii ki belli bir yıla kadar. Ne zaman ki dijital bir fotoğraf makinem olmuş ve CD icat edilmiş; İşte o fotoğraflar gitti gider. Elbette o bölük börçük yazılan ya...

İthaka

Resim
        Eminim ki herkesin farklı kitap okuma alışkanlıkları vardır. Kimi bir kitap alır, kitap aylarca taşınmaktan perişan olur, fakat bir türlü bitiremez. Kimisi kitabı alır almaz, okumaya başlar ve bitene kadar dünyayı unutur; Kitap bitmeden rahat etmez. Hele bazıları kitabı bitirdikten sonra bile rahat edemez; Mutlaka birilerine anlatacaktır.          Benim alışkanlığım biraz daha farklı: Bazen günlerce, haftalarca elime yeni bir kitap alıp, bunu okuyayım diyemiyorum. Elbette daha önce okuduğum kitapları karıştırıyorum, onlarla oyalanıyorum.          Sonra bir gün bir okuyasım geliyor. Her gün veya iki günde bir kitap bitirmeden duramıyorum. Her gün ortalama 150-200 sayfa okuyorum.                    İşte bu günlerde yine okuma günlerindeyim. Bu arada Zülfü Livaneli'nin "Elia ile Yolculuk" kitabını okudum. Rahat okunan bir kitap. Eminim siz de bi...

Izmir'e Elveda

Resim
2014 yılı Ağustos ayında eşimin tayini nedeni ile geldiğimiz İzmir’e yine sıcak bir Ağustos ayında veda ettik. Tayinlere alışık sayılırım; çoğu arkadaşım kadar tayin görmesem de, bir sivil arkadaşın hayatında görmeyeceği tayinleri de yaşadım. Bu yüzden İzmir’e taşınmak bizim için çok da zor olmamıştı. Eşimle bavullarımızı almış ve ilk etapta İzmir sosyal politikalar bakanlığı Narlıdere Huzur evi misafirhanesine yerleşmiş, daha sonra Karşıyaka’da bulunan lojmana yerleşmiştik. İstanbul’daki evimizi hiç bozmadık, neredeyse hiç eşya taşımadık. Çetmen ve spotçular sağ olsun; sayelerinde güzel bir ev yaptık ve burada üç yıl yaşadık. Başlangıçtan itibaren gerek asker arkadaşlarım, gerekse İzmir’de edindiğimiz dostlarımız bize her konuda yardımcı oldular. Bunların içinde dokuz yıl beraber okuduğumuz ve aynı mesleği icra ettiğimiz dost ve arkadaşım ve Kardeşim Haluk KÖNTEK ’e özellikle teşekkür ederim. Gerek İzmir’deki ilk günlerimde, gerekse en sıkıntılı günlerimizde bana dest...